preloader

Beyniniz Neden Kilo Vermenizi İstemiyor?

Kilo vermek zor…

Her şeyi doğru yaptığınızı ve tartıdaki sayının sizinle inatlaştığını inanın biliyoruz. Ama bunun bir sebebi var. Beyniniz kilo vermenizi istemiyor ve bunu engellemek için elinden geleni yapıyor. Çünkü sizi olduğunuz gibi seviyor…

Aslında o her şeyi olduğu gibi seviyor.♥

Gölge Etme Başka İhsan İstemem

Sorun şu ki vücudunuz değişikliklerden hiç hoşlanmıyor. Vücut ısınız bile 1 derece arttığında ya da azaldığında bütün sistemler mutlu oldukları sıcaklığa dönmek için çalışmaya başlıyor (Ciliska, 1992). Olması gerekenden daha sıcaksanız terleyerek soğumaya başlarsınız, soğuksanız ise titreyerek vücudunuz ideal sıcaklığa gelmeye çalışır.

Aynı şey kilonuz içinde geçerlidir.  Aynı fikirde olun ya da olmayın beyninizin sizin olmanız gereken kiloyla ilgili bir fikri vardır ve bu fikri değiştirmek anneannenizi doyduğunuza ikna etmek kadar zor olabilir. Eğer aldığınız kaloriyi kısmaya başlarsanız kuvvetle muhtemel kilo verirsiniz hem de genellikle yağ olarak. Ancak yağ kaybettiğinizde “leptin” hormonu seviyeniz de azalmaya başlar. Leptin hormonu ise vücudun enerji dengesinde büyük önemi olan ve yiyecek alımını sınırlayan bir hormondur. Temel olarak tokluk hissinden sorumlu olan “ açlık” hormonlarından biridir (Klok, 2007). Leptinin azalması beyninizin size daha fazla yedirmek için açlık seviyenizi arttırmasına ve enerji tasarrufu yapmak için metabolizmayı yavaşlatmasına neden olur. Açlık seviyenizde meydana gelen bu artış aslında rejim yaparken iş yeri çekmecenizde 2003 yılından beri beklemekte olan ve kimsenin sevmediği o atıştırmalıkların bir anda çok çekici gelmesinin de sebebidir. Yani düz bir mantık işlemektedir ne kadar az yerseniz o kadar aç hissedersiniz. Basit.

Dünya mı Dönüyor yoksa Başım mı?

Rejimdeki beyninizin enerji konusunda ofisteki o cimri adamdan hiçbir farkı yoktur. Ancak metabolizmanızda meydana gelen yavaşlamanın farkına varmak Mehmet Beyin hiçbir şeyde elini cebine sokmadığını farketmekten biraz daha zordur.

Beyniniz bazal metabolizmanız haricindeki şeyler konusunda fazlasıyla cimri davranabilir. Egzersiz dışı activite termogenesisi tabiri (Levine , 2002) ya da kısaca NEAT; uyumak, yemek ve egzersiz dışındaki her türlü aktivite için harcadığınız enerjiyi ifade eder. Sonu gelmeyen iştahınızı dizginlemek için mutfağa gitmeniz, telefonla oynamanız, iş yerindeki evrakları dosyalamanız gibi. Kalori alımınızı azalttığınızda, NEAT seviyeniz de düşer. Böylece eskisi kadar kıpır kıpır değilsinizdir. Mutfağa küçük ziyaretiniz bile artık o kadar coşkulu değildir.

Sorun Sende Değil Bende

Peki o minnoş beyninizi yemeğin hiçbir yere gitmediğine, sadece birkaç kilo vermeye çalıştığınıza nasıl ikna edersiniz? Üzerine minik bir battaniye örtüp bu konuyu tavukgöğsü ve güzel bir sebzeli garnitür eşliğinde konuşarak… Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemeyiz ancak cevap gerçekten bu kadar sıkıcı: meyve, sebze, rafine edilmemiş tahıllar ve bolca protein tüketmek. Yani işin temeli beyninize “yemek nerde? Açım! Hepimiz Ölcez!” paniği yaşatmak yerine daha düşük bir kiloda da rahat etmesini sağlamak. Yani kilo verme hızınız her düştüğünde daha az yemeye çalışarak hem vücudunuzu hem de kendinizi kırılma noktasına sürüklemeye çalışmak yerine daha sağlıklı ve sizi daha iyi tok tutan besinlere yönelmeniz ikiniz için de daha iyi olacaktır.

 

Leave a Reply