preloader

iletisim@tezhocasi.com

Tez Yazdırma Merkezi

Yüksek Lisans

Tezli ve Tezsiz Yüksek Lisans Desteği

Doktora

Doktora tezlerinde profesyonel destek

SPSS Analiz

SPSS üzerinde yapılacak her türlü analiz desteği

OKU, OKU, OKU! NEDİR BUNUN SONU?

Kitap okumanın gerekliliği konusunda hemen hemen herkes ittifak etmiştir. En azından gibidir. Çünkü ‘Kitap okuyun!’ emrine kimseler açıktan açığa itiraz etmez. Ama ülkemizin okuma istatistiklerine bakıldığında durumun hiç de öyle olmadığı, maalesef, anında anlaşılır. Aslanlar gibi hep birden direnmekteyizdir.

Memleketimizden ‘Kitap Okuyun!’ Manzaraları

İlk okumayı öğrendiğimiz andan itibaren hep duyduğumuz cümledir:

  • Kitap oku!

Yani 7’den başlayıp ömrümüz oldukça duyacağımız öğüttür bu. Öğretmenlerimiz, annemiz-babamız ve hatta tanıdık tüm eş dost aynı cephenin gönüllü misyon şefleri gibidir:

  • Kitap oku!

İyi ama benim de, sizin de ve onun da aklına hep takılmıştır:

  • Okuyalım da; sonuçta, ne olacak yani?

Bu cümleyi sürekli işitmekten gına gelmiş kimi arkadaşların karşı koyan refleksleri bazen daha derin ve psikolojik katkılı bile olur:

  • Oku, oku, oku! Budur sonu!

Burada çok okumanın zararına işaret vardır. Ama ‘sürmenaj’ iması ama ‘kafayı yemek’ iması yoluyla sizi, sözde, dostça uyarıyor vatandaş.

Ya da şuna ne dersiniz?

  • Oku! Kelime hazinen gelişsin!

Tabii, bu cümleyi söyleyen arkadaş bir de ‘hazine’ yerine ‘hazne’ demişse, nasihatinin yeme de yanında yat formatı sizi çıldırtabilir; bu şahane sonuç herkesi mest ederken, gel de oku artık!

Şimdi işin biraz da romantizmine bakalım. Amerikalı bir yazara aldığı bir edebiyat ödülü sonrası gazeteci soruyordu:

  • Neden yazar oldunuz?

El cevap:

  • Lise okurken hiç de yakışıklı sayılmazdım. Boyum da uzun değildi. Yüzümde de sivilceler… Etrafta ise bir dolu güzel kız!.. Ne yapabilirim diye düşündüm ve buldum: Kitap okuyayım!

Böylece okuya okuya bu noktaya, ödüllü bir yazara dönüştüğünü anlatıyordu anlı şanlı yazarımız. K Dergisinde okumuştuk bunu. Bu alıntıyı sınıfta okuyunca, sanıyorum, o sınıflardaki birkaç ergen, okumaya, eh hiç olmazsa birazcık, sıcak bakmaya başlamıştır sanıyorum.

Sorunun Temelinde Yatan Okutucu ve Okuyucu Tutumları

Da sorun şu:

Kelime hazinesinin zenginleşmesi adına veyahut çok çekici olamamanın telafisi için kaç kişi kitap okumaya başlar ki? Hem 2017’de ‘kelime milyoneri’ olmanın birçok yolu var artık. Ve dört dörtlük olamayan tipimizi belli noktalarda kamufle edip belli açılardan da iyileştirmenin yüzlerce kozmetik orijinli çözümleri herkesin kolayca erişebileceği fiyat ve etkililik konumlarında bulunuyor bugün.

Hem kişi daha kestirmeden şöyle meydan da okuyabilir:

  • Ben doktor olacağım, kelime zenginliğinden bana ne!

Ya da:

  • Karşı cinsin ilgisi için ben daha kestirme yollar biliyorum!

İşin şakası olarak özetlenen bu manzaralar, aslında hemen her an karşılaştığımız şeylerdir. Aynısı değilse de benzerleri, bin bir türevleri yüzyıllardır tekrarlanır.

Bilim Ne Diyor?

Daha makul ve mantıklı olmak adına hafif akıl ve hafif duygu karışımı ve oldukça kısa birtakım vaazların da verildiği çok görülür. Sosyal medya mecralarında dolaştığımız anda bu tür diyaloglara da rastlanır. Aynı tonda uzun uzun tiratlara da…

İyi ama bütün bu sözlerin, konuşmaların veya diyalogların binlercesi bile eskiden beri kişileri okumaya ikna edememişken televizyonun, sonra internetin ve şimdi de akıllı telefonların egemenliği altındaki çağımız insanı kitap okumaya nasıl ikna edilsin?

28 yılını okullarımızda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ve bunun birkaç yılını da Türk Dili hocalığına vermiş bir kimse olarak önce şunu itiraf edeyim: Ben kendimi Türk Dili ve Edebiyatı ve Türk Dili hocalığı yapmış değil de, ‘kitap okuyun’ öğretmenliği yapmış sayıyorum. Ve itiraf dedim ama… Aslında bu konuda doğru yapmış sayıyorum kendimi.

Neden derseniz, size bilimin bu konuda dediklerini özetleyeyim: Rahmetli Doç. Dr. Halil Tekin anlatmıştı 1980’lerde bize:

Çeşitli ülkelerden öğrenciler üzerinde bir araştırma yapılır. Her ülke çocuklarına, kendi dillerinde değişik derslerden sorular sorulur. Çıkan sonuç şudur: Bir kişi, kendi dilini iyi biliyorsa, öğretim yapılan o dili iyi öğrenmek adına sürekli ve düzenli biçimde kitap okumuş ve buna devam ediyorsa, bu durum onun akademik başarısını bütün derslerde % 90-95 doğrudan etkilemektedir.

Bu şu demekti: Ne kadar kitap okumak varsa, o kadar başarı var! Bunu anlatan sayın hocamız aynı zamanda Ösym’nin personeliydi. Hacettepe’nin Ölçme ve Değerlendirme hocası olup yıllarca yapılan üniversite sorularının denetimini yapan hocamızın bize anlattığı ve kitaplarında da olan bu husus, aslında Ösym içinde bir ışık olacaktı.  Ve 1981’den itibaren üniversite girişi sınavlarında yürürlüğe konan bir uygulamanın da özünü oluşturuyordu. Rahmetli Ösym Başkanı Prof. Dr. Altan Günalp gazetelerden okuduğumuz demecinde bu yeni durumu şöyle özetlemişti: ‘Türkçeyi bilmeyeni, ama iyi bilmeyeni üniversiteye almayacağız.”

Konunun diğer detaylarını ve bu konuda yapılmış çok yeni başka çalışmalardan söz etmeyi bir başka yazımıza bırakmak üzere şu çok önemli ayrıntıyı da işaretleyelim: Yeni açıklanan üniversiteye giriş siteminde iki dersin joker ders haline getirildiği açıklandı. O derslerden biri elbet Türkçe. Evet, 1981’e geri dönüyoruz diyerek çok sevindim. Olması gerekendi bu.

Şimdi o emri tekrar verelim: Kitap okuyun! Neden mi? Cevabı artık çok açık: Her konuda ve her alanda başarılı olabilmek için!.. Veyahut şöyle özetleyelim: Oku, oku, oku; mutlak, başarıdır sonu!

Leave a Reply